2015 Yılı Yazıları - etikan

İçeriğe git

Ana menü:

Yazılar


 
HİLMİ ETİKAN - BANU BOZDEMİR
FESTİVALLER ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ
 
“İstanbul Uluslar arası Kısa Film Festivali” için ülkemizdeki kısa film festivallerinin ilki diyebilir miyiz?
Bu festivalden önce, Robert Kolej’in ( Bugün Boğaziçi üniversitesi) düzenlediği “Hisar Kısa Film Yarışması” (1967) var. Sanırım sadece iki yıl sürebildi. Düzenleyenler arasındaki siyasi görüş farklılıkları nedeniyle devam ettirilemedi. Bizler İFSAK ‘ta ( İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği)  1978 yılında “Ulusal Kısa Film Yarışması” nı başlattık. On yıl sonra ise, 1988 yılında bu yarışmayı “Uluslar arası İstanbul Kısa Film Günleri” olarak sürdürdük. Kapsamı genişleyince de, sonraki yıllarda adını “festival” olarak değiştirdik. Hesaplarsak, kısa film ile ilgilenmeye, gelişmesi için uğraş vermeye demek ki 37 yıl önce başlamışım. Hiç ara vermeden bugünlere geldik. Şu bir gerçek ki,
“İstanbul Uluslar arası Kısa Film Festivali” kendi alanında, ülkemizdeki  en uzun ömürlü, en deneyimli, adını tüm dünya ülkelerinde duyurmuş ve saygınlık kazanmış bir organizasyondur. Sanat alanında, ülkemizin yüz aklarından birisidir.
Nasıl devam ettirdiniz bunca yıl ?
Uzun süre kişisel çabalarımızla sürdürdük. Filmlere Türkçe altyazı yaptırmıyorduk. Yabancı konukları konsolosluklar davet ediyordu. Katalogları da konsolosluk desteğiyle basıyorduk. Yıllarca parasız sürdürmek zorunda kaldık. 2000 yılında, Kültür Bakanı İstemihan Talay zamanında, ilk kez devletten destek aldık. 2013 yılına kadar, çok az da olsa, bu destek devam etti. Gelen destekle filmlere Türkçe altyazı yaptırmaya, konukların otel masraflarını ödemeye başladık. Kataloğu daha iyi hale dönüştürmeye çalıştık. Ne gariptir ki, Ulusal sinemamızın yüzüncü yılını kutladığımız 2014 yılında, bakanlık desteği kesildi.  Sinemamızın yüzüncü yılında bakanlığın, ülkenin en önemli festivallerinden birine sahip çıkmaması, onu görmezden gelmesi anlaşılır bir tutum değil. Destek için Eylül ayında başvurmuştuk. Destek vermeyeceklerini Aralık ayında bildirdiler. Festival bitmiş ve tüm harcamalar yapılmıştı. Çok zor durumda, ödememiz gereken ciddi bir borç ile baş başa kaldık. Bizler, özverili çabalarımızla, 37 yıl, çok başarılı bir şekilde yolumuza devam ettik.Festivalimiz ulusal kısa filmlerimizin dışarıya açılan önemli bir yüzü. Dünyanın en yeni ve en seçkin kısa filmlerini de Türk seyircisi ile buluşturarak önemli bir işlevi yerine getiriyor.
Çok fazla kısa film festivali var…
Evet, ben de artık sayılarını takip edemez oldum; Belediyeler, Üniversiteler, Bankalar, Özel Şirketler, Bakanlıklar….. Bol parası olan kurumlar, gençleri kendilerine çekebilmek için büyük para ödülleri koyuyorlar. Yılların getirdiği deneyime ve saygınlığa sahip olmadıkları için cazibe merkezini yüksek para ödülleri vererek oluşturmaya çalışıyorlar.  Oysa, madem bu kadar çok paraları var, projelere, senaryolara destek olmaları daha anlamlı. Bizde gençler çok az paralarla film çekiyorlar. Yabancı filmlerin final jeneriğinde birçok kurumun destek logolarını görüyoruz. Bizde ne yazık ki bu durum yok. 2014 yılında, İstanbul Kalkınma Ajansı 5 kısa filmin projesine senaryo aşamasında parasal destek verdi. Bu tür örneklerin çoğalması gerekir.
Festivallerin bu kadar çok ve yüksek ödül veriyor olması kısa filmin masumiyetine sekte vuruyor sanki?
Resmi kurumlar bu tarz festivaller düzenledikçe beklentiler de değişebiliyor.  Kendi siyasal görüşlerine yakın ürünleri yeğliyor ve ödüllendiriyorlar. Eğer bizim gibi bağımsız festivaller yaşama olanağı bulmazsa, birçok genç yönetmen gelecekte filmlerini gösterecek yer bulamazlar. Filmlerin bağımsız olması için onları gösterecek merkezlerin de bağımsız olması gerekir.  Yoksa kısa film kısır bir döngü içine girer, özünü ve etkisini yitirir.
Kısa filmciler bunun farkında mı sizce?
Pek sanmıyorum. Bir siyasi parti, birkaç yıl önce kendilerini anlatan bir kısa film yarışması düzenledi. Yanılmıyorsam 50 bin lira para ödülü koydu. Siyasi duruşu bu partiye yakın olmayan gençler bile, sırf o parayı alabilmek için film çekip gönderdiler.
Evet bu kadar fazla, ticari vs olması da sağlıklı değil bence.
Eşit şartlarda rekabet edilebilirse iyiler kalır, kötüler gider ama ülkemizde şu anki durum ne yazık ki farklı görünüyor. Politika fazla işin içine giriyor. Benden olan, benden olmayan ayrımı gittikçe büyüyor.
Sizin para ödülü vermemeniz zaman içinde sizi etkiledi mi?
Hayır. Para ödülü vermediğimiz için, başvurularda bir eksilme olduğunu sanmıyorum. Yıllar içinde kazandığımız önemli bir saygınlığımız var. Ama geçen yıl olduğu gibi bu yıl da destek bulamazsak festivali sürdüremez hale gelebiliriz.
Sizden sonra festivali aktarabileceğiniz kimseler  var mı?
Gördüğüm kadarı ile hayır. Çünkü bu çabanın parasal olarak bir getirisi yok. Çok istekli ve gerektiğinde kişisel bütçesinden para harcayacak insanlar gerekli. Bizler, festival için çalışan sürekli bir kadroya sahip değiliz. Organizasyon çok büyük ölçüde gönüllülük bazında gidiyor. Ama gönüllü insanlarla çalışırken de çok seçici olmak gerekli. Gönüllü kişi üzerinde yaptırım gücün olmadığı için, her şey çalıştırdığın kişinin disiplin ve etik anlayışına kalıyor. Yani riski de içinde barındırıyor.
Yıllardır festival yapıyorsunuz, deneyim kazanıyor ve konuyla ilgili veri topluyorsunuz.
Bunları sunabileceğiniz, deneyimlerinizi aktarabileceğiniz birileri var mı?
Pek yok. Bazen "filmimi getirsem de beraber izlesek, düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum "diyenler oluyor. Ama bu benim de çok tercih ettiğim bir durum değil. Şunu da eklemek isterim, aslında ne yazık ki ülkemizde kısa film bir sektör değil. İnsanlar çoğunlukla öğrenciyken kısa film çekiyor. Uzun metrajını çekmek için bir basamak, bir deneyim, kartvizit olarak görüyor.  Kısa filmci diye tanınan, ciddi yapımcılarla çalışmış kaç kişi var ülkemizde. Gençler, iki üç kısa film çekip yok oluyorlar. Haklılar da. Çünkü bu işin parasal getirisi yok. Bu nedenle kısa filmi, onun üretim ve dağıtım koşullarını irdeleyen, mücadelesini veren pek az insan var.
 
Size sert tepkiler geldiği oluyor mu?
Bazen. Eğer ben bir jüride görevli isem ve o kişinin filmi seçilmemiş ise sorumlu olarak beni görebiliyor. Oysa jüride benden başka kişiler de oluyor ve çoğunluk oyları ile karar veriliyor. Bu nedenle jürilerde yer almak istemiyorum. Şu da bir gerçek ki, bazen jürilerden beklenmedik sonuçlar da çıkabiliyor. Sonuçta filmleri insanlar değerlendiriyor. Jüri üyelerinin o anki psikolojik durumları, filmleri izleme ortamları. Her şey etkili oluyor. Eğer film iyi ise, bir festival gözden kaçırsa mutlaka başkası bunu fark eder.
Ben de kabul ediyorum aslında, jüri olunca çok fazla filmi arka arkaya izliyoruz.Örneğin 250 film izliyoruz arada mutlaka gözden kaçanlar oluyor, başlardaki algı sonlara doğru yavaşlıyor. Başka bir yöntem geliyor mu aklınıza?
Festival tertip komitesi olarak, bir jüri üyesine, "bize üç günden fazla zaman ayır, film izle" diyemiyoruz. Çalışma süresi çok uzar ise dikkat dağılıyor. Örneğin o yıl yarışmaya 200 kurmaca film geldiyse, bunu 100 er lik 2 bölüme bölüyoruz.  3  jüri üyesine 100, diğer 3 jüri üyesine de diğer 100 filmi veriyoruz. Önce her grup kendi seçimini yapıyor. Sonra bu seçilen filmler 6 jüri üyesi tarafından birlikte izlenerek ödül alacak film belirleniyor. Beğendikleri ama ödül veremedikleri filmleri de festival gösterim listesine alarak seyirci ile buluşturuyoruz. Aynı yöntemi, canlandırma, belgesel ve deneysel dalları için de ayrı ayrı uyguluyoruz.
 
Festivallerin büyük bölümü çok ticari?
Adana Altın Koza, Antalya Altın Portakal, Malatya Altın Kayısı gibi belediyelerin düzenlediği festivaller de uzun metraja  verilen para ödülleri, Avrupa ülkelerine göre oldukça yüksek denebilir. İKSV’nin verdiği parasal ödül bana daha mantıklı geliyor. IKSV daha çok prestij üzerinden gidiyor. Hiç para ödülü vermeseler bile, mutlaka her yönetmen, her yapımcı katılmak isteyecektir.
 
Evet. Orada yapılan Köprüde Buluşmalar gibi destekler de önemli.
Çok önemli. Keşke biz de“İstanbul Uluslar arası Kısa Film Festivali” için ödenek bulsak da, gençlere filmlerini çekmek için destek verebilsek. Festivallerin bunu yapması gerek. Ama bunu yaparken de, festivalin bağımsız olması çok önemli. Özellikle kısa film için bağımsızlık, olmazsa olmaz çok önemli bir koşul.
Belki de bir süre sonra kısa filmler gösterim olanakları bulamayacak. Çok mu uç bakıyorum ?
Para veren kaynaklar, yapımcı ve yönetmene politik görüşlerini dayatma konusunda ısrarcı olurlarsa durum giderek vahim bir hale dönüşür ve ulusal sinemamız çok büyük itibar kaybeder. Bu durum uzun metraj ve kısa metraj için de aynı. Belgesel filmler için daha da önemli. Çünkü bu filmler çağlarına tanıklık ediyorlar, gerektiğinde yol gösteriyorlar. Baskı altında üretilmiş hiçbir sanat ürünü gerçek anlamda var olamaz, insanlık için bir değer taşıyamaz. Bağımlı festivaller yaygınlaşır, bağımsız festivaller ayakta duramaz hale gelirse, dediğiniz gibi birçok film kendisine gösterim olanağı bulamayabilir. Dileyelim de gelecekte böylesi bir Türkiye olmasın.
Bu sene Altın Portakal’da kısa filmler için de "eser işletme belgesi" istendi diye biliyorum.
Sonra geri aldılar tepkiler üzerine. Siz onaylıyor musunuz kısa film için "eser işletme belgesi"ni?
Kültür Bakanlı tarafından hazırlanmış, “Sinema filmlerinin değerlendirilmesi ve sınıflandırılmasına ilişkin usul ve esaslar hakkında yönetmelik” diye bir belge var. Orada kısa ve uzun film ayırt etmeden, “ Ülke içinde üretilen filmler KAYIT ve TESCİL edilmiş olmak kaydı ile, fuar, film festivali, şenlik ve benzeri sanatsal etkinliklerde gösterilebilir “ deniyor. Yani her film için "eser işletme belgesi" isteniyor. Oysa ticari dolaşıma çıkmayan kısa filmler için "eser işletme belgesi" istemek pratikte olası değil. Bütün dünyada amatör sinema denen bir alan var. Onca öğrenci filmi, amatör film, kısa film çekilip festivallerde, toplantılarda, fuarlarda gösteriliyor. Aslında bir film için işletme belgesi almak doğru bir işlem. Bu belge filmin o kişiye  ait olduğunu gösteren bir çeşit tapu gibi. Ancak kısa film yönetmeninin işletme belgesi alması için yetkili bir film yapım şirketi bulması, filmin haklarını o şirkete devretmesi, telif haklarını ( müzik, senaryo gibi ) çözümlemiş olması, Kültür Bakanlığı'na başvurması ve bankaya belli bir para yatırması gerekiyor. Bu belge tüm dünya ülkelerinde sadece ticari dolaşıma çıkacak filmlerden isteniyor. Her filmden değil. Ülkemizdeki böylesi bir yönetmelik ister istemez  şu soruyu akla getiriyor: Sansür sinemadan kalktı ama, acaba devlet , bir şeyler olurda beni rahatsız eder kaygısı ile, yine de  her şeyi denetlemek mi istiyor?
Şimdilik bu yönetmelik festivaller tarafından kısa filmler için uygulanmıyor. Dediğiniz gibi Antalya uygulamak istedi ama gelen tepkiler sonucu vazgeçti. Bugün için, Kültür Bakanlığı da pek üzerinde durmuyor. Ama bu yönetmelik hala var ve her an uygulanabilir.
2014 yılında size destek olmayan Kültür Bakanlığı’na 2015 yılı için başvurmayacak mısınız?
Şurası bir gerçek ki, para desteği olmadan bu etkinliği sürdürmemiz olası değil. Yurt dışında bizim gibi festivaller, o ülkenin sinema alanı için önemli birer varlık olarak kabul ediliyor ve Kültür Bakanlıkları, belediyeler, TV kanalları tarafından ( ancak içeriğine karışılmadan ) çok ciddi şekilde destekleniyor. Bu desteği bizim de kendi ülkemizde istememiz en doğal hakkımız. 26 yıldır bu festivali büyük bir özveri ile sürdürüyoruz. Bunca yıldan ve nitelikten sonra hala Kültür Bakanlığı kapısında beklemek, ne yanıt alacağını bilmeden festivali yapmak ve 2014 yılında olduğu gibi ret cevabı alarak büyük bir borç ile karşı karşıya kalmak doğrusu benim içimi acıtıyor. Hiçbir parasal kazanç beklemeden, bu işe 37 yıl önce başladık. Bugün ben 65 yaşındayım ve hala, ne acı ki, festival olarak ekonomik acıdan nerdeyse başladığımız noktadayız. Artık bunca yıldan sonra, Kültür Bakanlığının bizi aramasını, desteği kendinin önermesini bekliyor olmalıydık. Önemsenmemek insanın ağırına gidiyor.
Bu sene yapmamak gibi bir şey olur mu?
Her şeye karşın festivali sürdürmeyi deneyeceğiz. Para bulamazsak, belki yabancı filmleri bu yıl Türkçe altyazı olmadan, İngilizce alt yazı ile gösteririz, belki eski sevilen yabancı filmlerden bir derleme yaparız. Aslında ülkemizde, diğer ülkelerde de olduğu gibi devlet destekli, ama işleyişi tamamen bağımsız  “Ulusal Sinema Merkezi” olması gerekli. Çok uğraşıldı ama bir türlü gerçekleşemedi. Belki o zaman bu destekleme işi de daha tarafsız ve bilimsel bir kimlik kazanır.
Galiba şimdi de bakanlık, festivallerden,  destek vermeden önce gösterilecek filmlerin listesini istemeye başlamış.
Bu çok olumsuz bir girişim. Festivallerin tüm kişiliğini yok edebilir. O dönemde kim iktidarda ise, festivaller onun bir çeşit propaganda aracına dönüşebilir. Birçok film haksız yere program dışında kalabilir, bir çeşit oto sansür işlemeye başlar. Bağımsız kalmak isteyen festivallerin yaşaması zorlaşır.Festivallerimiz uluslar arası arenada çok saygınlık kaybeder. Festival bittikten sonra, destek alan
organizasyonlar zaten bakanlığa filmlerin kataloglarını, afişlerini, basılı belgelerini gönderiyorlar. Festival program sorumluları film seçerken “ Şu filmi seçersem belki Bakanlık destek vermez” kaygısını taşıyarak yola çıkarlarsa ülke çok şey kaybeder. Örneğin, biz yıllar önce festivalimizde  kürt yönetmen Kazım Öz’ün "Ax / Toprak" isimli kısa filmini göstermiştik. Hop oturup hop kalkıyordu herkes biz o filmleri gösterirken. Şimdi  bu filmler alışıldık şeyler oldu. Önden gidip yol açmak gerekebiliyor.
Zaten festivaller mümkünse yerel yönetimlerden bağımsız olmalı…
Evet öyle olmalı kesinlikle. Gerçi biz şimdiye kadar Adana Altın Koza da herhangi bir sıkıntı yaşamadık.
Biliyorsunuz uzun süredir bu festivalin kısa film bölümünün koordinatörlüğünü yapıyoruz. Ben son derece rahat çalıştım Altın Koza ile. Geçen yıl, Diyarbakır’da kısa film gösterimi yapmak istediler. "Hilmi abi sen de bir seçkiyle gelir misin" dediler. "Olur" dedim. Filmlerin isimlerini, hatta sinopsislerini de gönderdim. Sonra bana bir yazı geldi, buradakiler göstereceğin filmleri denetlemek istiyorlar diye. "Olmaz" dedim ve gitmekten vazgeçtim.Bana güvenmeleri gerekiyordu. Biliyorsun ayrıca "kisafilm.com" sayfasını hazırlıyoruz.Değişik kaynaklardan haberler geliyor. Biz, tarafsız davranarak, web sayfasına hepsini koymaya özen gösteriyoruz. İstiyoruz ki, film sahibi yönetmenler kendileri karar versinler nereye başvuracaklarına, kimi muhatap alacaklarına. Sansür uygulamıyoruz. Ama bakıyoruz bizlere ve festivalimize karşı izlenen tutum aynı olumlu tavrı içermiyor.
Son olarak neler söylersiniz?
Kısa film festivallerinin sayısının artması ilk bakışta iyi bir gelişme gibi gözüküyor ama bu kadar çok festival olması bir dağınıklığı da beraberinde getiriyor. Festival karmaşası yaşanıyor. Disiplin yok, merkezi bir konsept yok, herkes birbirinden habersiz bir şeyler yapıyor. Çoğu zaten bir iki yıl sonra kendiliğinden yok oluyor. Yerel çapta ufak festivaller olsun ama bazı festivaller de dünya çapında Türkiye’yi temsil edebilecek güce sahip  olsun. Biz, festivaller olarak, Kültür Bakanlığı’ndan salt parasal ilişki değil, ayrıca yakın bir ilgi ve devamlılığı olan bir işbirliği bekliyoruz.
 
3 Ocak 2015 İstanbul

 
HİLMİ ETİKAN - SEMRA KÖKSAL SÖYLEŞİ
 
Istanbul Uluslararası Kısa Film Festivali”ni 37 yıllır aralıksız ve özveriyle sürdüren Hilmi Etikan, sinemaya Galatasaray Lisesi’nde okuduğu günlerde gönül vermiş. Henüz ülkemizde sinema eğitiminin olmadığı yıllarda, Hacettepe Ünv. Fransız Dili ve edebiyatı bölümünü bitirdikten sonra, 1973 yılında Paris’e giderek “ Conservatoire Libre du Cinema Français” de, sinema eğitim almış. Yine aynı yıllarda, Sorbonne’da sinema üzerine mastır yaparak 1976 yılında yurda dönmüş. Aynı yıl, üyesi olduğu IFSAK da, uzun yıllar ve kesintisiz devam edecek olan sinema serüvenine başlamış.
 
Çok uzun yıllardır kısa filmin gelişimine yönettiğiniz festivallerle destek veriyorsunuz. Özellikle İfsak’la uzun yıllar ortak sürdürdüğünüz “Istanbul Uluslararası Kısa Film Festivali”nden, yarışmalı bölümden geçmiş, ilk uzun metraj sinema deneyimlerinden önce kısa film üretmiş ve bu filmlerini bu festivale göndererek uluslararası filmlerle karşılaştırma olanağı bulmuş, üsluplarını geliştirmiş pek çok yönetmen var. Geriye dönüp baktığınızda yaptıklarınızın değeri konusunda duygularınız neler? Örneğin zamanınızı ve emeğinizi, çok yetkin bir sinema eğitiminden de geçtiğinizi düşünürsek, son derece bencillikten uzak fedakârca kullandığınızı görebiliyoruz.
 
Tayfun Pirselimoğlu, Nuri Bilge Ceylan, yeşim Ustaoğlu, Çağan Irmak, Ümit Ünal, Çağan Irmak, Belmin Söylemez, Belma Baş, Ahmet Uluçay, Mahmut Fazıl Çoşkun, Mustafa Altıoklar, Selim Demirdelen, Erdem Tepegöz  ve daha pek çok sinemacı bu festivalden geçti. Uluslararası Kısa Film Festivali’ne katılmayan, buradan heyecan, güç ve destek almayan  yönetmenlerin ismini sıralamak daha kolay. Bu etkinlik, ülkemizin hemen hemen tüm tanınmış isimleri için bir okul görevi üstlendi. Onlara dünyanın en güzel kısa filmlerini izleme olanağı sundu. Onların filmlerini seyirci ile buluşturdu.
 
Elbette tüm bu yönetmen kuşağı filmlerini kendileri yaptılar, kendi çabaları ile geliştiler, ancak festivalimiz onların çıkışlarında, kendilerini gerçekleştirmelerinde önemli bir itici güç oldu. Bundan dolayı mutluyum, bir şeyleri doğru yaptığımı düşünüyorum. Ancak bütün bu 37 yıllık süreç içinde hala festivali yapmak için para aramak, cepten harcamak galiba biraz bizim gibi insanlara haksızlık oluyor. Örneğin çok yeni başlamış bazı festivaller, devletten çok yüksek parasal destek alırken, Kültür Bakanlığı tarafından bu yıl ( 2014), ki biliyorsunuz sinemamızın da yüzüncü yılı, “paramız yok” denilerek desteksiz bırakılmamız, bizleri gerçekten derinden üzüyor. Sanat doğası gereği özgür ve muhaliftir olmalıdır. Ben de kişisel olarak “İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali”nin özgür olması için elimden geleni yaptım, karşı duruşlara ve biçim vermelere karşı çıkmaya çalıştım. Özellikle gösterime seçilen filmlerin, özgürce seyirci ile buluşabilmesi için mücadele verdim. Sansürün ve oto sansürün karşısında durmaya çalıştım. Eskiden sansürden sinemamız çok çekti, şimdi tekrar adı konulmayan bir oto sansür havası estirilmeye çalışılıyor galiba. Bir yandan da, festivale katılacak kısa filmlerden de işletme belgesi istenmeye başlandı ki, bunun dünyada örneği yok. Buzorunluluk, ilerde yönetmenleri ve festivalleri zor durumda bırakabilir.
 
Kısa filmin uzun metraj filmden sizce farkı nedir? Kısa filmlerin içerik ve biçim ilişkileri nasıl olmalı?
 
Kısa film, farklı bir anlatım yöntemi. Uzun metraj filmin öykülerinden kısa filmin öyküleri farklı olmalı. Çünkü kısa filmde uzun uzun dramatik yapıyı kurmaya zaman yok. Dünyada kısa film festivallerinde farklı zaman kısıtlamaları var, 15 dakika, 20 dakika, bazen de 30 dakika gibi. Ama 7 veya 8 dakikalık kısa filmler en aranan filmler oluyor genelde. Dünyadan örneklere baktığımızda kısa film alanında çok orijinal, özgün çalışmalar karşınıza çıkıyor. Örneğin bir kartpostaldaki erkek kahramanın, başka bir kartpostaldaki kadın kahramana aşına tanık olabiliyoruz. Çok farklı, özgün, orijinal denemelere, deneyimlere açık bir alan kısa film. Uzun, detaylı bir öykü yerine, güçlü, sağlam bir cümle söylemeye girişmek en doğrusu. Tabii kısa filmlerin, kısa zamanda vurucu, etkileyici olmak zorunlulukları da bir başka zorluk.  Bu filmlerin ticari dolaşıma girememesi bir yandan avantaj, bir yandan da dezavantaj. Avantaj çünkü her türlü özgürlüğe, üslup denemelerine açık, arkanızda bir yapımcı ve endüstriel geri dönüş stresi yok. Dezavantajı ise tabii izlenmesi, tüketilmesi, değerlendirilmesi acısından kısıtlı bir çevreyle kalması. Kısa filmin yapım maliyetleri, uzun metraj kadar bütçe gerektirmiyor. Makul bütçelerle kısa film yapımı gerçekleştirmek olası. Eğer sinemaya ilk kez adım atıyorsanız elbette kısa film ile başlamak çok daha doğru. Kimse, hiç sinema deneyimi olmayan birisine,”alınsize para, uzun metraj sinema filminizi gerçekleştirin” demiyor. “Daha önce yaptığınız çalışmalar nedir” diye soruyorlar, kısa filmler gerçekleştirmişseniz bunlara bakıyorlar. Kısa filmin eğitici yanı çok önemli, uzun metraj sinema filmi öncesi uygulama deneyimleri acısından çok önemli. Ancak pek çok yönetmenin, uzun metraj sinema filmleri gerçekleştirdikten sonra da, tekrar kısa filmler ürettiğini görebiliyoruz. Demek ki bu yönetmenler, kendileri acısından bir gereklilik görerek tekrar kısa filmler üretmeye devam ediyorlar. Bugün artık, ayrı bir kategori olarak değerlendirip, önemseyen pek çok ülke ve festival var kısa filmi. Büyük yapım şirketleri, beğendikleri kısa film projelerine sponsor bulup, yapımı gerçekleştiriyor ve festivallere, yarışmalara bizzat kendileri yolluyorlar. Giderek sayısı artan bir şekilde TV kanallarında, ticari sinemalarda, gösterim şansı buluyorlar. Kısa filmin sinema dilini geliştirmeye yönelik yönetmene ve yapımcıya sağladığı özgürlükler sınırsız, sinema sanatına kuşkusuz büyük katkı sağlıyor.
 
Ülkemizde üretilen kısa filmleri, dünyadan gelen örneklerle karşılaştırdığınızda, sizce özellikle teknik, estetik, ideolojik olarak nasıl bir yerde kısa filmimiz?  
 
Ülkemizde üretilen kısa film ve belgeseller, konuları acısından oldukça zengin bir yelpazede. Türkiye sosyolojik problemlerin çokluğu, çatışmaların yoğunluğu yüksek bir ülke olduğu için, gençler insan hakları, özgürlüklerin genişletilmesi, sosyal problemler, çevre sorunları gibi birçok değişik konuda duyarlı filmler üretiyorlar. Ancak sorun daha çok fikirlerin gerçekleştirilmesi aşamasında ortaya çıkıyor. İçerik ile biçim kimi zaman uyumsuz, ya da biçin içeriğin çok altında bir düzeyde gerçekleşebiliyor.  Işık ve ses tasarımının, özellikle amatör kısa film çalışmalarının ve öğrenci projelerinin en problemli alanı olduğunu görüyoruz. Dramatik ışık tasarımının yeterince bilinmediğini ya da uygulanamadığını söylemek yanlış olmaz. Çoğu kez oyuncu yönetimi konusunda da yetersizlikler var. Yurtdışından, özellikle Avrupa dan gelen kısa filmlerde bu sorunların ustalıkla aşıldığını görüyoruz. Özellikle sinema okullarından çıkan projelerdeki  kamera kullanımları, ses tasarımları, ışık tasarımları, oyuncu yönetimleri çok başarılı.  Animasyon filmlerdeki  fark ise ne yazık ki çok daha fazla. Bir başka önemli nokta ise, yurtdışında üretilen kısa filmlerin, o ülke sinema merkezleri tarafından çok profesyonel bir şekilde dağıtılmaları. Filmler için ayrı ayrı, birkaç dilde web sayfaları hazırlanıyor, teknik çizelgeleri belirtiliyor, afiş ve yüksek çözünürlüklü fotoğrafları dolaşıma sunuluyor. Bütün bunlarla yönetmen değil, o ülkenin ulusal sinema merkezleri, ciddi bütçeler ayırarak uğraşıyor. Dilerim aynı ciddiyet önümüzdeki yıllarda bizim ülkemiz için de uygulanır olur. Çünkü gerçekten çok yetenekli, duyarlı ve çalışkan genç bir nüfusa sahibiz.
 
Selma Köksal
İstanbul
Şubat 2015



 
İçeriğe dön | Ana menüye dön