2006 Yılı Yazıları - etikan

İçeriğe git

Ana menü:

Yazılar
 

HİLMİ ETİKAN - ZUHAL AYTOLUN
SÖYLEŞİ

Türkiye'de kısa film, amatör film ya da öğrenci filmi gibi değerlendiriliyor. Aslen nedir kısa film?
Filmler sürelerine göre üç ana sınıfa ayrılıyor. Ticari sinemalarda görmeye alıştığımız filmlerin süresi yaklaşık 120 dakika. Bunlara “Uzun Metraj” filmler diyoruz. Süresi 50-60 dakika olan filmlere “Orta Metraj” filmler deniliyor. Bunlar genellikle dizi filmler ve belgeseller oluyor. “ Kısa Film” ise, süresi yarım saatin altında olan filmlere verilen genel bir ad. Başarılı bir kısa film çekmek sanıldığından daha da büyük bir emek ve zeka gerektiriyor.
Bir kısa film tasarlarken alışıldık öykülerin, dramatik yapının dışına taşmak gerekiyor. Dünya genelinde baktığımız zaman 7-8 dakika olan çalışmaların kısa film olarak daha öne çıktığını, daha fazla akılda kaldığını görüyoruz. Filmin süresi kısaldıkça yönetmenin işi daha da güçleşiyor. Bu güçlüğü aşabilmiş ve nitelikli bir çalışma ortaya çıkarabilmiş yönetmenlerin festivallerde başarı elde etme şansı oldukça yüksek. Filmin süresi uzadıkça anlatılan konu ve anlatım şekli giderek uzun metraja öykünmeye başlıyor ve ister istemez kısa metrajın konseptinden uzaklaşılıyor. Kısa filmin süresi çok sınırlı olduğu için klasik anlamda dramatik bir yapı kurmak, öyküyü bilindik olaylar zinciri üzerinden geliştirip sonuca bağlamak filme zarar veriyor.
Türk sinemasında kısa filmin yeri nedir? Türkiye'deki ve dünyadaki kısa film olgusu üzerine bilgi verir misiniz?
Ülkemizde üretilen kısa filmlerin büyük bir çoğunluğunu öğrenci filmleri oluşturuyor. Bunlar gerçek anlamda, kısa film konsepti ile örtüşen filmler değil. Birer etüd çalışması ve koşullar uzun metraja olanak vermediği için filmler kısa. Yönetmenin düşüncesinde yarattığı ve geliştirdiği bir kavramın arıtılmış sonuçları değil. Ama bu çalışmaların içersinde de yer yer başarılı ürünlere rastlıyoruz. Asıl olan sinema ve kısa film tutkusu olan yönetmenlerin kendi istek ve organizasyonları ile filmler üretmeleri. Dünyanın artık birçok ülkesinde kısa film bir sektör olarak kabul ediliyor ve çok ciddi destek görüyor. Sadece kısa filmlerin gösterildiği çok büyük festivaller var. Burada kısa film pazarları kuruluyor. Dağıtımcılar ve TV kanalları kısa filmler satın alıyor.Ulusal sinema merkezleri tarafından ülkelerinde kısa filmler üretilmesi ve dağıtılması için yüksek miktarda parasal fonlar oluşturuluyor.
Ulusal sinemamızda da artık, kısa film adı çok sık geçen bir sektör olmaya başladı. Biz yıllar önce kısa film yarışması düzenlediğimizde sadece üç film başvurmuştu. Bugün bu sayı çok arttı. Eskiden uzun metraj film çekebilmek için setlerde dolaşmak, asistanlık yapmak, film çekmeyi öğrenmek gerekiyordu. Bugün ülkemizde uzun metraj film çeken yönetmenlerin nerdeyse yüzde doksanı kısa filmler çekerek kendi sinema dilini oluşturmuş kişiler. Bir şeyler değişiyor. Ama yine de ülkemizde kısa filmin beklenir düzeyde olduğunu söylemek çok güç. Yeterince ciddiye alınmıyor ve desteklenmiyor. Bu eksiklikler nedeniyle de filmlerimiz ne yazık ki dünya genelinde ses getiren çalışmalar olamıyor. Cannes film festivaline seçilen Belma Baş’ın “Poyraz” isimli kısa filminde olduğu gibi yer yer kişisel çabalarla atağa geçiyoruz ama bu devamlı ve kurumsal bir varlığın sonucunda olamıyor.
Yurt dışında hayatı boyunca sadece kısa film çeken yönetmenler var. Ancak Türkiye'de kısa film geçiş aşaması gibi değerlendiriliyor. Konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Sinema sektörünü körükleyen bir yapıya sahip mi? Yoksa kısadan uzuna bir atlama alanı mı?
Kısa filmin bence en önemli özelliği özellikle gençlerin sinema sanatından pay alabilmelerine olanak sağlaması. Çok büyük bütçeler ve ekip gerektirmediği için kotarılması oldukça kolay. Özellikle son yıllarda gelişen dijital teknoloji üretim koşullarının niteliğine ve bütçesine büyük kolaylık getirdi. Gösterim olanakları da giderek genişliyor. Ama tüm bu koşullara karşın salt kurmaca kısa film çekerek bir sanatçının ekonomik yaşamını sürdürmesi oldukça zor. Dünya genelinde de bu böyle.  Kurmaca kısa film çekenler bir süre sonra ya bu işin peşini bırakıyorlar yada TV, reklamcılık, uzun metraj gibi başka sektörlere geçiyorlar. Ama kısa film öylesine keyifli bir üretim alanı ki, birçok ünlü yönetmen onca uzun metrajdan sonra tekrar kısa filmler çekiyorlar. Bizde de örneğin Ahmet Uluçay yeni bir kısa film çekti. Bildiğim kadarıyla Reha Erdem de hazırlık yapıyor. Yeşim Ustaoğlu’nun da projeleri var. Kısa metrajın sadece bir atlama tahtası olmadığını bu örneklerle de çok net olarak görüyoruz.
Kısa film Türkiye'de dün nasıldı, bugün nasıl, yarın nerede olacak? Kalite de bir artıştan söz edebilir miyiz?
Eskiden filmler süper 8 veya 16mm sinema kameraları ile çekiliyordu. İyi film yapabilmek çok zor ve pahalı bir işti. Özellikle kurgu, seslendirme ve kopya çoğaltma işlemlerinde ciddi sorunlar yaşanıyordu. Sonra amatör video kameralar çıktı. İş biraz kolaylaşır gibi oldu ama teknik sorunlar yine de tam olarak aşılamadı. Görüntülerde çiziler oluşuyor, ses tam anlaşılamıyordu. Son dönemde dijital tekniğin gelişmesi ve yaygınlaşması bu sorunları da ortadan kaldırdı. Dijital kameralar ve bilgisayar ortamında yapılan kısa filmlerin niteliği arttı. Ama bu artışın nicelikle tam olarak örtüştüğü söylenemez. Düşünce ve yaratıcılık açısından hala sancılı bir dönem geçiriyoruz. Yani kâğıdın ve baskının kalitesi arttı ama içerikte beklenen düzeye ulaşılamadı. Yine de olumluya doğru bir gidiş gözlemleyebiliyoruz. Festivallerde izlediğimiz çok başarılı çalışmalar da var.
Türkiye'de uzun yıllar yatırım yapılmayan bu alana son zamanlarda büyük firmalar da dahil oluyor. Bunun sektörel gelişmeye bir faydası var mı?
Ne yazık ki yok. Çünkü yaklaşım doğru değil. Sermaye kesimi kısa metraj filmleri kendi tanıtımını yapmada bir araç olarak kullanmaya başladı. Geniş bir gençlik kesiminin bu alana duyduğu ilgiyi, kendi açısından belki de haklı olarak, reklam için malzeme olarak değerlendiriyor. Yarışmalar düzenliyor ve dağıttıkları düşük parasal ödüller karşılığında birçok filmin ücretsiz olarak gösterim hakkını alıyor. Ödül alan film dışındaki filmlere gösterim ücreti bile ödemeden bu işi yapıyor. Bu yaklaşım ülkemizde kısa film çalışmalarını ne yazık ki bir adım öteye taşıyamıyor. Yıllardır hiçbir karşılık beklemeden çok başarılı şekilde yarışma ve festival düzenleyen kurumlar var. Büyük güçlüklerle ayakta duruyorlar. Onlara destek olunması çok daha samimi ve doğru bir tavır olur diye düşünüyorum. Yada daha proje aşamasında kısa filmlere destekleyici olsunlar. Üretime katkı versinler. Bu alanda büyük sıkıntı yaşanıyor. Bence bir kısa filme 15 bin, 20 bin dolar gibi desteklerden söz etmeliyiz artık. Dünya kısa film literatüründe ülke olarak yer alabilmemiz için ulusal sinema merkezine ve bu tür desteklere gereksinim var.
Kısa film nasıl bir söyleme sahip?  Bağımsız ve özerk oluşu onun söylemini güçlendiriyor mu?
Kısa film yönetmeninin bağımsız oluşu üretime çok büyük bir ayrıcalık tanıyor. Her şeyi gönlünüzce gerçekleştire biliyorsunuz. Çünkü en başta gişe kaygısı yok. Para kazanır mıyım endişesi yok ?  Ticari sinemanın ele almaya cesaret edemediği konuları işleyebilir, denenmemiş sinema tekniklerini, anlatım şekillerini kullanabilirsiniz. Oto sansür olmadığı sürece hiçbir engel yok. Belki iki sorundan söz edile bilinir. Birincisi uzun metraja geçmek amacıyla kısa film çekilmesi. O zaman uzun metrajın kısası olan, yeni bir şey söylemeyen, alışıldık sinema dilini kullanan kısa filmler ortaya çıkıyor. İkincisi ise buluna bilecek sponsorların senaryoyu beğenmeyeceği kaygısıyla yaratıcılıktan ödün verilmesi. Bu iki tuzağa düşülmezse, bağımsız ve özerk oluşu onun söylemine gerçekten büyük bir güç katıyor.
Hazırladığınız belgeselle ilgili bilgi verir misiniz? Daha önce böyle bir çalışma yapılmış mıydı? Şuan bu projeyi hazırlamanızın arkasında nasıl bir ifade ihtiyacı yatıyor? Proje dâhilinde hangi verilere yer vereceksiniz?
1977 yılından günümüze, Türkiye’de kısa filmin önemsenmesi ve yaygınlaşması için çaba harcıyor, yaklaşık 30 yıldır bu alandaki gelişmeleri yakından izliyorum. Bu birikimi kalıcı hale getirebilmek, birikmiş olan belgeleri değerlendirebilmek ve geleceğe taşıyabilmek amacıyla bir belgesel film çalışması başlattık. Bildiğim kadarıyla bu kapsamda bir film ilk kez hazırlanıyor. Konu, Türkiye’deki kısa film örgütleri, festivaller, yönetmenler, öne çıkan filmler, teknik süreç gibi ana başlıklar çerçevesinde ele alınıyor. Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle sürdürdüğümüz bu çalışma Kasım ayında Türkçe ve İngilizce olarak tamamlanmış olacak. 1970 li yıllardan günümüze, ülkemizdeki kısa film serüvenini ekrana taşımaya çalışıyoruz. Bu güne kadar Nur Akalın, Nuri Bilge Ceylan, Ahmet Soner, Ethem Özgüven, Belmin Söylemez, Yeşim Ustaoğlu, İlker Canikligil, Mustafa Altıoklar, Belma Baş, Ahmet Uluçay, Alin Taşçıyan, Mehmet Açar, Ahmet Sönmez, Oktay Güzeloğlu ile karşılıklı görüşmeler gerçekleştirildi. Çekimlerimiz halen devam ediyor. Bu konuda destek vermek isteyen kişi yada kurumlar www.kisafilm.com web sayfası aracılığı ile bize ulaşabilirlerse çok mutlu oluruz.  
Cumhuriyet Gazetesi için - Zuhal Aytolun
Eylül 2006

HİLMİ ETİKAN -  CİHAN BALUNAK
SÖYLEŞİ
 
Türkiye’de kısa film deyince akla ilk gelen kişisiniz, defalarca sorulmuş olsa da “kısa film”in tanımını yapabilir misiniz?
Kısa film deyince iki özellik öne çıkıyor: Bunlardan ilki filmin süresi. Kısa filmin uzun metraja göre daha kısa süreli olması gerekiyor. Ticari salonlarda görmeye alıştığımız filmlerin süresi yaklaşık olarak 1,5 – 2 saattir. Bu sürenin altında kalan filmlere orta metraj ve kısa metraj deniyor. 40-50 dakika civarındaki çalışmalar, ( ki bunlar genellikle belgeseller ve dizi filmlerdir ) orta metraj diye adlandırılıyor. 30 dakikanın altındaki filmlere ise kısa metraj film deniyor.
İkinci ve en önemli özellik ise filmin anlatım şekli ve içeriği. Süresinin kısa olması kısa filmi kendi anlatım dilini de oluşturmak zorunda bırakıyor. Uzun metrajda kurmuş olduğunuz dramatik yapı kısa metraja uymuyor. Uzun metrajın anlatım süresi içerisinde, filmdeki kişileri seyirciyle özdeşleştirecek, onların yaşam içindeki duruşlarını tanımlayabilecek ve içinde yer aldıkları olaylar zincirini aktarabilecek süre var. Yani dramatik yapının kurulabilmesi ve geliştirilebilmesi için yeterli denebilecek senaryo var. Oysa kısa filmde bu olanak, yok denecek kadar az.. Kısa film 5 dakika, 7 dakika, en fazla 30 dakika olduğu için ele aldığı konunun ve anlatım şeklinin de değişik olması gerekiyor.
Alternatif gösterim merkezlerinin artması ve dijital teknolojinin ucuzlamasıyla kısa film çekme olanakları da artmış oluyor...
Bir ülkede kısa film üretimi gerçekten çok önemli. İnsanları, özellikle gençleri yaşama bağlayan, onların güzel sanatlardan pay almasını sağlayan bir üretim alanı. Mutlaka geliştirilmesi ve desteklenmesi gerekiyor. Dijital kameraların ve dijital kurgu setlerinin gelişmesiyle iş biraz daha da  kolaylaştı. Şimdi artık birçok üniversitede, hatta ilk ve orta öğretim kurumlarında sinema kulüpleri var. Öğrenciler bu kulüplerde bir araya gelerek filmler çekiyorlar, kurguluyorlar ve oldukça da başarılı ürünler ortaya çıkartabiliyorlar. Uzun süreden beri, dünyanın bir çok ülkesinde kısa film çalışmaları, o ülkelerin kültür ve sanat yaşamında çok önemli bir yere sahip. Eğer bu alan geliştirilmiyorsa ve desteklenmiyorsa, sinema alanında gençler bir şeyler üretmiyorsa, o ülkenin ulusal sinemasının gelişmesi, uluslar arası düzeyde bir yerlere gelmesi pek olası gözükmüyor.
Siz de uzun zamandır kısa film atölyeleri yapıyorsunuz. Liseli gençlerin katılımı nasıl?
Yaklaşık 20 yıldır, belli aralıklarla, film ve senaryo atölyeleri yapıyoruz. İlgi çok fazla. Her dönem yaklaşık 15 öğrenci alıyoruz. Katılım için eğitim ve yaş sınırlaması yok çünkü her şeye sıfırdan başlıyoruz. Bu atölyelere birçok liseli genç de katıldı. Yani kişilerin sinemayla daha önceden bir tanışıklığı olması gerekmiyor. Program hafta sonları 3–4 ay sürüyor. Bu atölyede, katılımcılara önce 3 ay kadar görsel malzeme eşliğinde, örneklerle, sinemanın genel kurallarını anlatıyoruz. Yapım aşamaları nedir ? Senaryo nasıl yazılır ? Aydınlatma kuralları nelerdir ? Film grameri nasıl uygulan gibi dersler bunlar. Bir ay boyunca da bir kısa film çekiyoruz. Herkesin içinde yer aldığı ve herkesin her görevi yaptığı ( yani hem yönetmenlik, hem boom operatörlüğü, hem kamera asistanlığı yaptığı ) bir çalışma sürdürüyoruz. Sonunda da 15 dakikalık filmler hazırlanıyor. Amaç, atölyeyi bitiren herkesin kendi filmini çekecek bilgi, cesaret ve birikime sahip olması.Birçok katılımcı atölye sonrası kendi filmini çekti. Yarışmalara katıldı. Bir kısmı yurtdışına giderek sinema eğitimini sürdürdü..
Başka olanaklar var mı ?
Günümüzde, bu konuda eğiten, yol gösteren çok düzeyli sinema kitapları var. Sinema sanatına ilgi duyanlar bu kaynaklardan da yararlanabilirler. Okul bünyelerinde sinema kulüpleri oluşturmak da artık çok zor değil. Sinemayı seven gençler bir araya gelip kulüpler oluşturabilirler. Hem kendi filmlerini çekebilirler, hem çekilmiş filmleri seyredip üzerine tartışabilirler. Sinema gerçekten uçsuz bucaksız ve çok zevkli bir sanat alanı. Sanıyorum şimdi artık okul yönetimleri de bu ilginin farkında. İnanıyorum ki gelecek yıllarda Türkiye’deki okullara sinema sanatı dersleri de konacak. Nasıl resim ve müzik dersleri varsa sinemayla da ilgili dersler konacak. Çeşitli ilk öğretim ve lise kademelerinde, öğrencilerin katılabildiği kısa film yarışma ve gösterileri düzenlenmeye başladı bile. Ülkemizde sinema eğitimi veren üniversitelerin sayısı da giderek artıyor. Sinema okullarından da kısa filmler çıkmaya başladı. Her ne kadar öğrenci filmlerini ayrı bir kategoride değerlendirmek gerekse de, onların arasından da nitelikli kısa filmler çıkabiliyor. Günümüzde  bir  kısa film yarışmasına 150–200 kısa film başvuruyor. Bu oldukça yüksek bir sayı.
Peki, olanakların ve çekilen film sayısının artması niteliğe nasıl yansıdı? Kalitede düşüş var mı yani?
Niteliksel bir artış olduğu söylenebilir ama niceliğe oranla çok büyük bir artış değil. Sayısal artış, niteliksel artışla tam örtüşmüyor. Örneğin eskiden 10 tane film çekilirdi, bunların arasından 2–3 tanesi iyi film olurdu. Şimdi 200 tane film çekiliyor içinden ancak yine 20 tanesi seyirciyi etkileyebilecek düzeyi yakalıyor.
Günümüzde artık dijital ortama geçildi. Geçtiğimiz yıllarda, özellikle kurgu ve seslendirme  işlemleri, kısa filmciler için çok önemli sorun yaratıyordu. 8mm – 16mm film çekenler bu aşamalarda çok zorlanıyordu. Şimdi çalışmayı çok kolaylaştıran, işin niteliğini arttıran dijital teknolojiler var, kurgu programları var. Bu da doğal ki üretimi arttırıyor.
Ayrıca şunu da eklemek isterim, bütün filmler de iyi olmak zorunda değil.  İnsanların bir araya gelmesi, birlikte bir deneyim yaşaması, bir ürün ortaya çıkarması, sinema sanatından pay alması da o denli önemli. Her şey çok iyi olacak diye bir şey yok. Her spor salonuna giden insanın ünlü bir sporcu, her konservatuara gidenin çok tanınmış müzisyen olması gerekmiyor. Bir insanın sanat ortamında soluk alması, bir deneyimi paylaşması, bir ürün ortaya çıkarması, yaşamına ayrı bir renk ve boyut katıyor. Ben konunun bu yönünü daha çok önemsiyorum.
Yurtdışında gösterim olanakları nasıl?
Bazı insanlar kısa filmlerin  seyirci ile buluşamadığını düşünüyorlar ama gerçek öyle değil. Başarılı bir filmin katılabileceği yüzlerce festival var. Örneğin Yönetmen Belma Baş bu yıl “Poyraz” isimli bir kısa film çekti ve bu filmiyle Cannes film festivaline seçildi. Film büyük bir ilgi gördü . Bütün dünya festivallerinden davetler alıyor. Yani iyi bir kısa film çektiğiniz zaman dünyanın birçok ülkesinde seyirci ile buluşmanız olası. Bazı televizyonlar da kısa filmleri gösterim programlarına almaya başladılar. Bir de internet gerçeği var. Bir çok kısa film artık internet üzerinden de yayımlanıyor ve hiç de azımsanmayacak sayıda bir seyirci kitlesine ulaşıyor.
Önemli festivallerin çoğu sanırım sadece 16mm ya da 35mm filmleri kabul ediyor..
Evet genelde 16mm 35mm ama dijital de var şimdi. Eskiden sadece 16mm ve 35mm film kabul eden festivaller artık dijital de kabul ediyorlar. Clermont-Ferrand mesela, Fransa’da çok ünlü bir festivaldir, uzun zamandan beri dijital de kabul etmeye başladı. Dijital sinema yaşamın içine girdi artık. Hatta bugün dijital çekilen uzun metraj filmler var. Sonradan 35mm’ye basılıyor, çünkü sinema salonları 35mm’ye göre hazırlanmış durumda. Giderek onlar da değişecek tabii. Bugün yarın yeni bir sinema salonu açılacak, o sinema salonu 3 boyutlu dijital filmler gösterecek yani hiç 35mm içinde olmayacak. Daha değişik konseptte filmler gösterilecek diye düşünüyorum. O bakımdan artık dijital çekilmiş 35 çekilmiş fark etmiyor. Dijital kameralar artık çok iyi. Bazen fark edemeyebiliyorsunuz dijital mi yoksa 35mm mi olduğunu. Şimdi bir çok uzun metrajcı arkadaşımız sinemalarda izlediğimiz filmlerini dijital çekip 35mm’ye basıyorlar. Ümit Ünal ve Çağan Irmak mesela öyle yaptılar. Hatta Canon XL2 ya da Sony HD gibi nispeten ucuz kameralarla çekiyorlar. Tabii 35mm görsel olarak daha iyi ama herhalde 5-10 sene sonra kalkacak çünkü çok pahalı. Geçenlerde Ümit Ünal ya da Çağan Irmak söylüyordu, “bundan sonra kimsenin 35mm çekeceğini tahmin etmiyorum” diyordu. Herkes dijital çekip 35’e aktarıyor. İşin ucuzlaması beraberinde şunu getiriyor: Yetenekli insanların ortaya çıkmasına yol açıyor. Eskiden çok pahalıydı. Ancak çok büyük paralar bulabilen insanlar bu işi yapabiliyordu. Şimdi az bir parayla da bu işin yapılabileceği ve de iyi yapılabileceği gösterildi. Bu da yetenekli insanların kendilerini göstermesi kapılar açıyor. Eskiden bir filmin çok para kazanması gerekiyordu. Diyelim ki bir film yapıyorsun, “bu filmle 3 trilyon kazanmam lazım ki ancak masrafını çıkartayım” demek yerine “500 milyar liraya film yaptım 500-600 kazansam en azından masraflarını çıkartırım” dediğim zaman daha özgürce daha kafana göre filmler yapıyorsun. Tabii hala 35mm de ısrar eden insanlar da var. Sayıları azalacak çünkü dijital kameralar çok gelişti. Eskiden çok kontrasttı, ışık derinliklerini çok iyi verilemiyordu. Şimdi %60 düzeldi, %100 düzelirse yaygınlaşacak. O bakımdan gelecek dijitalde gibi gözüküyor.
Kısa filmlere destek nasıl ? Anne babalardan başka sponsoru olabiliyor mu?
Türkiye’de kısa filme büyük bir destek verildiği söylenemez. Bir kere kısa film amatördür. Hiç bir zaman ticari anlamda para kazanılmaz. Ancak festivallerde gösterilirse filminiz ve de beğenilirse ödül alabilirsiniz Bu ödüller filminizin masrafını çıkartabilir. O bakımdan kısa filmlerin desteklenmesi gerekiyor. Bir çok ülke özellikle Avrupa ülkeleri, kısa filme verilmiş desteği ülkelerinin ulusal kültürüne bir yatırım olarak görüyorlar. Ve bu konuda örgütlenmiş kurumları, sinema merkezleri var. Genellikle devlet tarafından desteklenen kurumsal ve finanssal olarak güçlü kurumlar bunlar. Burada çalışan insanlar kısa filmlere sponsor buluyorlar, o filmlerin afişlerinin hazırlanmasında, bir katalog içinde toplanmasında, altyazılarının yapılmasında, yurtdışına gönderilmesinde vs. aracı oluyorlar. Bir nevi abilik yapıyorlar yani, bunun karşılığında bir şey beklemiyorlar. Yunanistan’da Greek Film Center var, Fransa’da, İtalya’da, İran’da var, her yerde var. Projenizle başvuruyorsunuz, ondan sonra gerekli yardımı sağlıyorlar. Bugün Avrupa’da çekilen kısa filmlerin giderleri yaklaşık 50-60 bin avro civarında, size böyle bir para buluyorlar ve o parayla siz filmi çekiyorsunuz. Tabii orda da komisyonlar var, senaryonuzun komisyonlardan geçmesi gerekiyor. Mesela Grek Film Center her sene bir katalog çıkartıyor. Derli toplu bir kitapçık, filmleri görebiliyorsunuz, yönetmenleri hakkında bilgileri filmlerle ilgili fotoğrafları vs. Yunanistan’dan film göstermek istediğiniz zaman oradan seçiyorsunuz, Merkez de size o filmi ulaştırmak konusunda yardımcı oluyor. Yani nakliye konusunda ve kopyaların dağıtılması konusunda size yardımcı oluyorlar. Türkiye’ye baktığınız zaman ne yazık ki bu altyapı daha oluşturulamadı. Türkiye’de son yıllarda festivallerde  çok büyük bir artış var. İstanbul’da nerdeyse 20’ye yakın kısa film festivali olamaya başladı. Türkiye’nin çeşitli yerlerinden kısa film festivalleri haberleri geliyor. Ama bunlar ne yazık ki sadece gösterime yönelik, yani Türkiye’de kısa filmin gelişmesine yönelik çalışmalar değil. Oysa üretime yönelik de ciddi çalışmalar yapılmalı. Festivalleri dernekler,  kulüpler vs. yapabilir, festival düzenlemek o kadar da çok büyük bütçeler gerektirmiyor. Büyük ticari kurumlar ya da bankalar kısa film festivalleri düzenliyor. Aslında bence onların bu işi başkalarına bırakıp kısa filmlere prodüksiyon desteği verirlerse teknik olarak daha gelişkin daha profesyonel ekipmanlarla, daha profesyonel oyuncularla yapılan filmler çıkar ve bu filmler de Türkiye’nin özellikle yurtdışında tanınması konusunda çok büyük işler üstlenir. Ama böyle yapılmıyor habire festival yapılıyor, bir festival furyasıdır gidiyor. Türkiye’de işte Belma çekti 35mm kısa film ama kendi olanaklarıyla, bütün ilişkilerini kullanarak ve tükenerek. Bu şekilde başka bir film yapamaz, çok zorlandı. Bu büyük kurumlar, sanıyorum gençlerin kısa metraja olan ilgisini gördüler ve buradan kendimize nasıl pay çıkarırız en ucuza diyerek bir plan yaptılar. 5’er 6’şar milyar liralık ödüller vererek işi götürmeye çalışıyorlar. Kısacası Türkiye’de kısa filmin gelişmesi için kısa film üretimine destek verecek kurumlara ihtiyaç var. Yoksa olduğumuz yerde sayıyoruz. Hala Türk kısa filminin Dünya kısa filmi literatüründe bir yeri olduğu söylenemez. Yurtdışında bir festivale gidince görüyorsunuz durumu: Fransa’dan 10 tane film, Polonya’dan 8 tane film oradan buradan o kadar film Türkiye’den bir tane bile film yok. Kısa filmin desteklenmesi lazım...
Çok teşekkürler...
Söyleşi : Cihan Balunak ( Temmuz  2006 )
 

HİLMİ ETİKAN - CANSU YILMAZKAYA
SÖYLEŞİ
 
Kısa filmi nasıl tanımlıyorsunuz ?
Filmler sürelerine göre üç ana katagoriye ayrılıyor. Ticari sinemalarda görmeye alıştığımız filmlerin süresi yaklaşık 120 dakika. Bunlara “Uzun Metraj” filmler diyoruz. Süresi 50-60 dakika olan filmlere “Orta Metraj” filmler deniliyor. Bunlar genellikle dizi filmler ve belgeseller oluyor. “ Kısa Film”  ise, süresi yarım saatin altında olan filmlere verilen genel bir ad.
Kısa film kendi içinde türlere ayrılıyor mu ?
Evet her sinema türünün kısa üretim alanı da var. Kurmaca, canlandırma, belgesel, deneysel. Eğer bu alanda üretilmiş çalışmaların süresi 30 dakikanın altında ise kısa metraj alanına giriyor.
Bir kısa film hangi özellikleri taşıyorsa, nasıl çekilmişse başarıyı yakalayabilir sizce ?
Başarılı bir kısa film çekmek sanıldığından daha da büyük bir emek ve zekâ gerektiriyor.
Bir kısa film tasarlarken alışıldık öykülerin, dramatik yapının dışına taşmak gerekiyor.
Dünya genelinde baktığımız zaman 7-8 dakika olan çalışmaların kısa film olarak daha öne çıktığını, daha fazla akılda kaldığını görüyoruz. Filmin süresi kısaldıkça yönetmenin işi daha da güçleşiyor. Bu güçlüğü aşabilmiş ve nitelikli bir çalışma ortaya çıkarabilmiş yönetmenlerin festivallerde başarı elde etme şansı oldukça yüksek. Filmin süresi uzadıkça anlatılan konu ve anlatım şekli giderek uzun metraja öykünmeye başlıyor ve ister istemez kısa metrajın konseptinden uzaklaşılıyor. Kısa filmin süresi çok sınırlı olduğu için klasik anlamda dramatik bir yapı kurmak, öyküyü bilindik olaylar zinciri üzerinden geliştirip sonuca bağlamak filme zarar veriyor.
Sinemanın doğuşundan beri kısa film var. Sinemanın kısa film ile başladığını biliyoruz. Günümüzde istenilen seyirci sayısına ulaşabiliyor mu ?
Kısa film çalışmaları ticari getirisi olan çalışmalar olmadıkları için seyirci ile sinema salonlarında buluşma olanağına sahip değiller. Yazılı ve görsel basın da bu çalışmaları gerektiği şekilde duyurmuyor. Seyircinin bu çalışmalardan fazlaca haberi olmuyor. Ama bu kısa filmlerin seyircisi olmadığı, izlenmediği anlamına gelmemeli. Dünyanın hemen hemen her köşesinde sayısı bini bulan  kısa film festivallerinde, bu filmlerin çok özel seyircileri var.  Hazırlanışı açısından uzun metraj film festivallerinden hiç de geri kalmayan bu organizasyonlar kısa filmcilerin önemli buluşma merkezleri. Bugün ülkemizde çekilmiş bir uzun metraj filmin örneğin Güney Amerika’da, Afrika’da, Venezuella’da seyirci karşına çıkabilme şansı oldukca düşükken, başarılı bir kısa filmimizin bu ülkelerde seyirci ile buluşma olasılığı oldukça yüksek. Sanılanın aksine, nitelikli kısa filmlerin yakaladığı seyirci sayısı zaman zaman  uzun metraj film seyircisinden fazla olabiliyor.
Ülkemizde kısa filmin durumu ne ? Uluslararası alanda adımız geçiyor mu ?
Ülkemizde üretilen kısa filmlerin büyük bir çoğunluğunu öğrenci filmleri oluşturuyor. Bunlar gerçek anlamda, kısa film konsepti ile örtüşen filmler değil. Birer etüd çalışması ve koşullar uzun metraja olanak vermediği için filmler kısa. Yönetmenin düşüncesinde yarattığı ve geliştirdiği bir kavramın arıtılmış sonuçları değil. Ama bu çalışmaların içersinde de yer yer başarılı ürünlere rastlıyoruz. Asıl olan sinema ve kısa film tutkusu olan yönetmenlerin kendi istek ve organisazyonları ile filmler üretmeleri. Geçtiğimiz yıllarda ve yakın dönemde bunun da örneklerini gördük. Örneğin geçtiğimiz günlerde Belma Baş kendi olanakları ile gerçekleştirdiği “Poyraz” isimli kısa filmiyle Cannes film festivalinde Türkiye’yi temsil etti. Gazetenizin yazı işleri müdürü Emre Ergül, 20 dakika olmasına karşın, kısa filmin anlatım diline çok uygun, “ 2 Eylül” isimli çarpıcı bir film hazırladı. Bu örneklerin çoğalması ulusal kısa filmlerimizi uluslararası arenaya taşımada önemli görevler üstlenecektir . Bu gün için ne yazık ki dünya festivallerinde ülkemiz kısa filmlerinden çokça söz edildiğini söyleyemeyiz.
Peki neler yapılabilir? Nasıl gelişebilir ?
Bütün dünya ülkeleri için geçerli olan tek bir formül var. O ülkede özerk bir sinema merkezinin var olması, bilinçli bir şekilde kısa film üretimini ve dağıtımını desteklemesi.
Bu şu an için ne yazık ki ülkemizde böyle bir yapılanma yok. Oysa birçok ülke, kısa metrajı ülke sinemasının gelişmesi için ön koşul olarak kabul ediyor. Olabildiğince çömert ve organize bir şekilde destekliyor. Kültür bakanlıkları, yerel yönetimler, TV kanalları, film yapım şirketleri ciddi ve geri ödemesiz destekler sağlıyorlar. Bizde bu alanda atılmış hala ileri bir adım yok. Oktay Güzeloğlu’nun kişisel özverisiyle ayakta durmaya çalışan “Kısa Filmciler Derneği” ekonomik sorunlar nedeniyle bir türlü sıkıntıdan kurtulamıyor. Ülkemizde sayısı hızla artan kısa film festivalleri sadece hazır filmleri göstermeye koşullandığından, kısa filmcilerin prodüksiyon aşamasındaki sorunlarına çözüm olamıyor.
Bence bankalar, büyük şirketler festival düzenlemeyi sivil toplum örgütlerine bırakıp, kısa filmlere üretim aşamasında parasal destek verseler, bu alanda daha verimli adımlar atabiliriz diye düşünüyorum. Dünya ölçülerini yakalamak istiyorsak, bugünün koşulları ile bu destek bir film için 40-50 bin dolardan az olmamalı.
Kısa film çekenlerin çoğu bir zaman sonra uzun metraja geçiyor. Sanki kısa film araç olarak kullanılıyor. Bu fikre katılıyor musunuz?
Doğruluk payı var. Kısa film yaparak yaşamınızı sürdürmeniz olası değil. Ticari getirisi olmadığı için devam ettirmek çok güç. Hatta olanaksız. Ancak başka kaynaktan para kazanarak keyfiniz için kısa filmler üretmeye devam edebilirsiniz. O nedenle yaşamını sadece sinema yaparak sürdürmek isteyenlerin önünde fazla bir seçenek kalmıyor. Ya uzun metraja geçecekler, ya da reklam ve TV alanında iş bulacaklar. Bugün dünyanın hiçbir ülkesinde, başarılı bir kısa film çalışması yapmamış yönetmene, uzun metraj teslim edilmiyor. Bu anlamda “kısa metraj” bir çeşit kartvizit görevi üstleniyor. Bence bu da çok yatsınacak bir durum değil. Uzun metraja geçenlere bol şanslar diliyoruz. İşleri gerçekten kolay değil. Ama bizi asıl ilgilendiren ülkemizdeki kısa filmin var olduğu zeminin sağlamlaştırılması ve hak ettiği düzeye çıkarılması. Çok yetenekli genç yönetmenlerimiz var. Ama ne yazık ki onlara değer oldukları olanakları sunamıyoruz, onlar için itici güç olma görevini üstlenemiyoruz.
Bir “Sinema ve Film Atölyesi” yönetiyorsunuz. Bu konuda da bilgi verir misiniz?
Evet çok uzun yıllardan beri, yaklaşık 20 yıl, belli zaman dilimlerinde, senaryo ve film atölye çalışmaları yapıyorum. Amacım sinema sanatına ilgi duyan, filmler çekmek yada bilinçli bir seyirci olmak isteyen herkese doğru bir ortam sunabilmek. Yaklaşık 15 kişilik bir grupla işe başlıyoruz. Katılımcılara önce işin teknik ve sanatsal yönünü öğretiyoruz. Daha sonra ortak bir senaryo üzerinde çalışılıyor, diyaloglar yazılıyor, oyuncu provaları yapılıyor ve çekim gerçekleştiriliyor. Herkes çekim aşamasında değişik görevler üstlenerek sinemanın farklı yönlerini öğrenme olanağını buluyor. Ben sinema eğitimimi Fransa da tamamlamıştım. O okuldaki programın ana ilkelerini burada uyguluyoruz. Çok verimli olduğunu düşünüyorum.
Keyifli bir atölye oluyor. Dostluklar pekişiyor. Çoğu zaman katılımcılar atölye sonrası da birlikteliklerini sürdürüp kısa filmler çekiyorlar. Eylül 2006 da yeni bir atölye başlatıyoruz. Programla ilgili ayrıntılı bilgi www.filmatolyesi.com  web adresinde var.
Kısa Film ile ilgilenenlere söylemek istediğiniz son bir söz var mı ?
Sinema sanatı, insanın dünyasına sonsuz zenginlikler katan çok keyifli bir üretim alanı.
Ülkemiz insanının, özellikle gençlerin bu sanat alanından pay alabilmeleri en doğal hakları.
Israrcı olmayı bırakmasınlar. Öğrenmek ve üretmek artık eski günlere göre çok daha kolay. Birçok sinema kitabı var, atölyeler var, internet var. Düş dünyalarını, sosyal yüzleşmelerini kendi dar sınırları içine hapsetmesinler. Filmler üretsinler, dünyaya açılsınlar, yüzünü görmedikleri ve tanımadıkları insanlara ulaşmak için kameranın arkasında yolculuğa çıksınlar. Kendilerini zevkli ve heyecanlı bir serüvenin beklediğini görecekler ve sinemanın olağanüstü büyüsünü yaşayacaklardır.
Söyleşi: Cansu Yılmazkaya ( Ağustos 2006 )



 
İçeriğe dön | Ana menüye dön